DENETİMSİZLİK FACİALARA YOL AÇIYOR
Türkiye, son yıllarda büyük
felaketlere tanıklık etti. Son olarak Bolu Kartalkaya’da ihmaller zinciri
sonucu elim bir yangın faciasında yarısına yakını çocuk olan 78 vatandaşımızı
kaybettik.
Hepimizi derinden sarsan büyük
felaketler sonrasında olayın nasıl olduğu, kimlerin sorumlu olduğu günlerce
bazen de aylarca yanlış zeminde tartışılmaktadır. Çok kere ilgililer birbirini
suçlayarak kendini aklama çabası içerisine girmekte fakat maalesef benzer
hadiselerin tekrar yaşanmaması için hangi önlemlerin alınması gerektiği
konusunda mesafe alınamamaktadır. Bu nedenle insan hatası, ihmali, acemiliği
veya denetimsizlik nedeniyle yeni bir felaket yaşanıncaya kadar konu
kapanmaktadır.
Ticari ve ekonomik kaygılar,
minimum maliyet düşüncesi, risklerin küçümsenmesi ya da insan hayatının hak
ettiği değeri görmemesi nice insanımızın hayatına mal oldu. Maalesef tavizsiz
denetim yerine ihmal ve göz yumma veya “idare etme” anlayışı hâlâ sürmektedir.
Gelinen noktada denetim mekanizmalarının gözden geçirilmesi ve önleyici tedbirlerin
artırılması ertelenemez bir zorunluluk halini almıştır. Bu bağlamda; iş sağlığı
ve güvenliği kurallarının tavizsiz uygulanması, riskli işlerde çalışanların
eğitim süreçlerinden geçirilmesi, insanların tedbirlere uyma konusunda
bilinçlendirilmesi ve caydırıcı müeyyidelerle kurallara uymaya zorlanması
sağlanmalıdır.
Öte yandan Bolu’da meydana gelen
bu büyük felaketin sorumluları, sıfatı ve rütbesi ne olursa olsun açığa
çıkarılmalıdır. İhmaller zincirinin halkalarını sadece tespit ile
yetinilmemeli, -ihmal, kasıt veya acemilik- hangi nedenle olursa olsun görev ve
sorumluluklarını yerine getirmeyenlere hukuk önünde mutlaka hesap sorulmalıdır.
KREDİ KARTI BORÇLARIYLA DERİNLEŞEN SOSYAL KRİZ
Bankaların, müşterilerine
gelirlerinin 8 katına kadar kredi kartı limiti sunması, vatandaşları büyük bir
borç sarmalına sürüklemektedir. Ödeme günlerinde sadece asgari ödemeleri
yapabilen vatandaşlar, yüksek faiz oranlarıyla borçlarını ödeyemez hale
gelmektedir. HÜDA PAR olarak, bankaların bireysel müşterilere gelirlerinin çok
üzerinde kredi kartı limitleri sunmasına şiddetle karşı çıkıyoruz.
Türkiye Bankalar Birliği Risk
Merkezi'ne göre, 2024 Kasım ayında kredi kartı borcunu ödeyemeyen kişi sayısı 1
milyon 236 bin 714'e ulaşmışken, 2020’de bu rakam yalnızca 397 bin 237 idi.
Yani, sadece 4 yıl içinde bu sayı yaklaşık 3 kat artmıştır. 2024 Eylül ayı
itibarıyla borçlu sayısındaki artış %60 oranında gerçekleşmiştir. Bankalar
arası kart merkezi verilerine göre, 2024 yılında banka ve kredi kartlarıyla
yapılan harcama tutarı 14 trilyon 867 milyar 249 milyon lira olarak
kaydedilmiştir. En büyük harcama kalemi ise 2 trilyon 307 milyar 842 milyon
lira ile market ve AVM sektöründe yapılmıştır.
Pandemi sonrası enflasyonist ortamda, vatandaşlarımız kredi kartlarıyla yaptıkları harcamaları ödemekte zorlanmakta, bu durum borçlu sayısındaki artışı hızlandırmaktadır. Bu noktada hükümetin acil olarak harekete geçmesi gerekmektedir. Bankaların, bireysel müşterilere sundukları kredi kartı limitlerini gelirle orantılı bir şekilde belirlemesi sağlanmalıdır. Aksi takdirde, toplum daha fazla borç sarmalına girecek ve vatandaşlar daha da zor bir duruma düşecektir. Ayrıca, kredi kartı borçlarının yapılandırılması adına derhal adımlar atılmalı, halkın üzerindeki ekonomik yük hafifletilmelidir. Hükümet, vatandaşların borç batağına saplanmalarına engel olmalıdır.
AİLE DESTEK PROGRAMI ÖDEMELERİ DEVAM ETMELİDİR
Aile Destek Programı, 2022'de ihtiyaç sahiplerine yönelik
başlatılıp 12 ay boyunca ödemeler yapılmıştır.
Program, iki kez uzatılarak 2024
yılının aralık ayına kadar devam etmiştir. Ancak, 2025 yılı için ödemelerin
devam edip etmeyeceği konusunda henüz resmî bir açıklama yapılmamış olması,
ekonomik zorluklarla mücadele eden vatandaşlar arasında endişeye yol
açmaktadır.
2025 yılının “Aile Yılı” ilan
edilmesi, aile yapısının korunması ve sosyal refahın artırılması adına sosyal
yardımların devam edeceği yönünde bir beklenti oluşturmuştur.
Vatandaşlarımızın mevcut ekonomik
şartlar göz önüne alındığında, destek ödemelerinin sürdürülmesi bir ihtiyaçtır.
Aile Destek Programı gibi sosyal yardımlar, ekonomik zorlukların arttığı bu
dönemde ailelerin geçim sıkıntısını hafifletecektir.
Dar gelirli ailelerin enflasyon
karşısında korunması, sosyal devlet olmanın gereğidir. Bu yüzden, Aile Destek Programı’nın
uzatılmasıyla ilgili resmî açıklamanın bir an önce yapılması büyük önem
taşımaktadır. Yetkililerin hızlıca harekete geçip vatandaşları bilgilendirmesi,
toplumda güveni artıracaktır. Sosyal yardımların devamı, toplumun refahını
artırmak ve ekonomik istikrarı desteklemek için önemli bir adımdır.
GÜNDÜZ KUŞAĞI PROGRAMLARI TAMAMEN YASAKLANMALI
Geçtiğimiz günlerde RTÜK Başkanı
Ebubekir Şahin, defalarca uyarı yapılmasına ve ceza uygulanmasına rağmen TV
kanallarının gündüz kuşağı programlarında kurallara uymadığını itiraf etti.
Bu programlarda reyting uğruna
insanların özel hayatları 85 milyon kişiyle paylaşılmakta ve aile mahremiyeti
ihlal edilerek ülke gündemi dedikodularla şekillendirilmektedir.
İnsanların özel hayatlarının tüm
detaylarıyla araştırıldığı ve adeta bir yargı organı gibi hareket edilen bu
programlarda, sunucular yargıç rolü üstlenmektedir. Programlar, mahkeme salonu
gibi sunulmakta ve milyonlarca kişinin karşısında kimin suçlu, kimin mağdur
olduğuna karar verilmektedir. Adalet bekçisi imajı verilerek suç ve
ahlaksızlığı normalleştirme çabasındaki bu programlar, bir "millî
güvenlik" sorunu haline gelmiştir.
RTÜK Başkanı'nın bu programlar
karşısında çaresizliğini ifade etmesi kabul edilemez. Derhal gerekli adımlar
atılmalı ve aile kurumunu hedef alan her türlü yıkıcı yayın yasaklanmalıdır.
GAZZE’DEKİ ORTOPEDİK
KAYBI OLANLARA YÖNELİK YARDIM ÇAĞRISI
Siyonist işgal rejimi, 15 ay boyunca düzenlediği
saldırılarda sağlık tesislerini vurmuş, onlarca sağlık görevlisini katletmiş ve
sağlık sektörünü doğrudan hedef almıştır.
7 Ekim 2023'ten bu yana, devlet ve özel hastaneler dâhil,
bölgede bulunan 38 hastaneden 34'ü işgal rejimi tarafından kullanılamaz hale
getirilmiştir. Saldırılarda 80 sağlık merkezi tamamen hizmet dışı kalırken, 162
sağlık kurumu da tahrip edilmiştir.
Gazze’ye yönelik saldırılar,
binlerce insanın hayatını derinden etkilemiş, özellikle ortopedik kayıplar
yaşayan bireyler için hayatı daha da zorlaştırmıştır. Bu kardeşlerimizin
protez, fizik tedavi ve rehabilitasyon süreçlerine erişimi büyük bir
ihtiyaçtır.
Yaralıların Türkiye’ye getirilip
tedavi edilmesi, protez desteği sağlanması ve hayatlarını sürdürebilmeleri için
gereken her türlü yardımın yapılması hayati önem taşımaktadır. Medeniyet
anlayışı, tarihsel sorumluluğu ve insanî yardım misyonu doğrultusunda, Türkiye
bu yaralıları kabul etmeli ve tedavi imkânı sunmalıdır.
Sağlık kuruluşlarımız, bu
kardeşlerimizin tedavisinde öncülük edebilir ve onları hayata yeniden
bağlayabilir. Yetkililere çağrımız, bu masum insanlara el uzatmalarıdır. Gelin,
Gazze’de yaşanan acıları bir nebze de olsa hafifletmek için birlikte harekete
geçelim!
TERÖR REJİMİNİN BATI ŞERİA’DAKİ SALDIRILARI VE DÜNYA KUDÜS HAFTASI
Gazze'de ateşkes ve esir takasını
içeren anlaşma 19 Ocak’ta yürürlüğe girdi. Ancak terör rejimi, Filistinlerin
üzerine ateş açarak ateşkesi şimdiden defalarca ihlal etti. Bu ihlaller, 6
haftalık ateşkes sürecinin sonunda işgal güçlerinin bölgeden çekilmesiyle
ilgili kaygılara yol açmaktadır.
Terör rejimi, Gazze’deki ateşkes
sürecinde Batı Şeria’yı Gazze’ye dönüştürme girişimlerine başlamıştır. Siyonist
yetkililer, işgal girişimlerini gizleme gereği duymamaktadır.
Terör rejimi, Mahmud Abbas
liderliğindeki El-Fetih yönetimiyle koordineli olarak Batı Şeria'nın
kuzeyindeki Cenin Kampı'na saldırmış; bu saldırılarda 12 Filistinli şehit
olmuş, 50 kişi yaralanmıştır. İşgal planlarını reddeden 2000 Filistinli aile
ise kamptan ayrılmak zorunda kalmıştır.
Siyonistlerin, "2025’in Batı
Şeria’yı sözde ilhak yılı olacağı" yönündeki açıklamalarının ardından gerçekleşen
bu saldırıların, terör rejiminin ateşkesi sadece başka alanlara yönelmek için
bir fırsat olarak kullandığını göstermektedir. Hukuk tanımayan işgalcilerin
diplomasi yoluyla engellenmesi mümkün değildir. Gazze’de onarımı onlarca yıl
sürecek bir yıkım bırakan, on binlerce kadın ve çocuğu katleden işgalciler,
Batı Şeria’yı ilhak ederek olası bir Filistin Devleti kurulma ihtimalini
tamamen yok etmek istemektedirler. Gerekli tedbirler alınmazsa, siyonist işgal
rejimi adım adım planını hayata geçirecektir.
Filistin halkını 15 aydır yalnız bırakan, hâlâ terör rejimiyle sözde
normalleşme görüşmeleri yapan bölge ülkeleri, bilerek ya da bilmeyerek bu plana
ortak olmaktadır. Batı Şeria’nın Gazze’ye dönüştürüleceğine yönelik beyanlar,
terör rejiminin barış ya da diplomasiden değil sadece güçten anladığını
gösteren bir itiraftır.
Bu yıl, Gazze’deki ateşkes
sürecine denk gelen Kudüs ve Mescid-i Aksa için farkındalık oluşturmak amacıyla
ilan edilen “Dünya Kudüs Haftası” sürecinde, artık söylemler fiiliyata geçirilmelidir.
Şu husus unutulmamalıdır; Gazze’den sonra diğer Filistin topraklarında
başlatılan saldırılar Kudüs ve Mescid-i Aksa’yı teslim alma girişimidir. Bu
nedenle Müslüman halklar; kendi yönetimlerine yönelik yaptırım baskısını
artırmalı, kınamanın ötesinde fiili adımlar atılmasını talep etmelidir. İşgal
ve yayılmacılığa karşı Filistin direnişi açıktan desteklenmeli ve tüm Filistin
topraklarının işgalden kurtarılması sağlanmalıdır.
Yunus Emiroğlu
HÜDA PAR Sözcüsü
